Kayıtlar

Ağustos, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

NSW vs. VIC

Resim
Before moving, they told me that New South Wales will be different than Victoria Well, it is!
Let me start with the school habits first. Mavi was collecting footy cards in Melbourne, even though we were not interested at all to this new game in our lives, which kind of looks like Quidditch. Almost all the students were coming to school with their huge albums full of different footy cards to exchange with their friends.
Here in Sydney nobody cares about the footy, it’s a different world here! Instead, they are crazily into the rubber band chains! I asked Mavi what they do at school with these rubber bands. He said ‘we sit on the ground as a group of 3 or 4, we put the materials in the middle of us and just do bracelets and necklaces together, a friend taught me how to do it’. Seriously? Even the boys? He said yes.
Today we purchased a set for him to share with his mates.

Sistem Bozuk!!

Resim
Gecenin bir körü olmuş iki saattir Türk Hava Yollarından online check in yapmaya çalışıyorum. Her seferinde o lüzumsuz menüyü dinleyip gerekli tuşlara basmak suretiyle tam üç tane müşteri temsilcisiyle görüştüm, yok, bir türlü halledilemedi. Sistem bozukmuş! Yahu, sizin olayınız sırf sistem zaten, uçuş numarası, koltuk seçimi, check in, check out, nasıl sistem bozuk olur? Kendi sistemini çözmekten aciz THY bu arada kaşla göz arasında telefon hizmetini üç dile çıkartmış: Türkçe, İngilizce ve Arapça. Vaaay, memlekete bak ya! Yüz yıldır ülkede yaşayan Kürtlere bu hizmeti sunamadık ama Arapçamız var, ne ala! Bir de bu ‘sistem bozuk’ meselesi var. Bir ay önce Mavi hastalandığında İzmir’deki meşhur Behçet Uz çocuk hastanesine gittik. Feryat figan, ağlayan çocuklar, dertli anneler, sıra birbirine girmiş, zaten hava sıcak, kim kime dum duma, herkes bir yerden bir yere koşturuyor, millet birbirini ittirip kaktırıyor. Neymiş, sistem bozukmuş, sıra verilemiyor, var olan randevular çökmüş, kimse …

Izmir'den ayrılışımın hikayesi

Resim
Sene 2009. İzmir’den ayrılışımın ‘Abonelik kapatma’ hikayesi (Olaylar ve karakterler gerçektir)
Ülkeyi terk etmek, evi kapatmak ne zormuş. Evin yükünü nakliyecilere yıktıktan sonra elimde bir ‘abonelik kapatma listesi’ düştüm yollara. Önce elektriği halledeyim, oradan da telefon ve internet, ardından da kablo vs. diye düşünürken öncelikle elimizdeki tüp gazdan kurtulmamız gerektiğini düşündük. Aradık Aygaz’ı, tüp dolu, ancak boş evde de bırakamayız, bi halt olur, bize patlar, adamlar dedi, OK gelir alırız. Tüpün depozitosu nedir kardeş dedik, 5 liraymış. Peki dedim meraktan soruyorum, almak istesek ne kadar? 18 liraymış. E yenisini mi veriyorsunuz, yoksa size verdiğimiz tüpü aynen başkasına mı vereceksiniz dediğimizde ‘aynen vereceklerini’ belirttiler. Çağrı delirdi -böyle şeylere çok delirir- ‘ben o zaman tüpü size vermem, pencereden dışarı fırlatırım!’ dediyse de adamlar oralı olmadı. Aygaz’ın kendisini aradık ve depozito için bize yetkili servisin 5 lira vereceğini söyledik. Dedil…

Shanghai Aktarması

Resim
Avustralya’dan Türkiye’ye gelişimin aktarması olur kendisi. Temmuz 2017 Son dakka bilet alınca iki havayolunun ortak uçuşuna yer kalmıştı, Avustralya’dan Çin’e kadar Qantas, Çin’den de Türkiye’ye THY. İkisi de iyi havayolu neticede, hiç düşünmeden aldım. Çantaları Sydney’den verip Dalaman’dan alabiliyor muyum diye de dokuz defa sordum acentaya, dedim bakın yanımda çocuk var, uğraşamam. Tabi tabi dediler…
Sydney’de check-in’e girdim, ve kadın dedi ki, yalnız Shanghai’da bavullarınızı alıp yeniden diğer uçağa check-in yapacaksınız. Çin maalesef dünyadaki enteresan uygulamalardan birine sahip, transit yapamıyorsunuz. O bavullar illa ki alınacak, havayoluyla bir ilgisi yok. Acentaya küfrü bi salladım tabi. Napıcaz, yok binmem mi diycem. Verdik çantaları geçtik. Neyse uçaktayız, bi form dağıtıyorlar, eğer Çin’de kalacaksanız bunu doldurmanız lazım diye, özellikle de sordum, ben transit gidicem doldurmalı mıyım diye, yok o zaman gerek yok dedi bilgisiz hostes. İndik Mavi’yle, bavulları bek…

Çin Masajı deyip geçmeyin

Dün bi Çin masajı yaptırdım. Ve anladım ki şimdiye kadar ben masaj filan yaptırmamışım. Her gittiğim yerde de denemişimdir oysa ki, Thai masajı, Kerala masajı, Balinese masaj. Bunların hepsi, yapıldığı esnada seni rahatlatan bi takım güzel masajlar, hele de Bali’de ya da Tayland’da şöyle serin sulardan çıkıp kızgın kumların kenarında püfür püfür rüzgar eserkene bi yandan ananas suyunu yudumlarken yaptırılan masaj filan efsane. Tabi Çin masajının bununla uzaktan yakından bi alakası yok. Ben yürümeyi dedemin sırtını çiğnerken öğrendim diyebilirim. Sırttan başlardım bacaklara bi aşağı bi yukarı, ananem elimden tutardı, dedeme de ne iyi gelirdi rahmetli. Bu sırt ağrıları demek ki genetik. Ben de Mavi’ye öğrettim gerçi, ben yüzükoyun yatarken sırtımda yuvarlanmak koşuluyla çocuk roll-on masaj yapıyor, çok da eğleniyor, herkes mutlu. Dediğim gibi uzun zamandır bi sırt ağrısı var, pilatese git Yasemin, yüzme en iyi şey vs. gibi tavsiyelere uyup, stresi de hayatımdan çıkarmaya çabalayadururk…

Cesaret vs. Salaklık

Mavi salondaki koltuğun tepesine oturmuş, arkaya yere de bi tane yastık koymuş, kafa üstü geri geri kendini yere atıyordu.
'Oğluummm napıyosunnn!!' dediğimdeyse 'Bak ben ne kadar brave'im (cesurum)' dedi. Mavicim dedim, 'bak şunu iyi dinle, cesurluk iyi bir şeydir, ama cesurlukla salaklık arasında çok ince bir çizgi var, incecik, işte hayat bunun üzerine kurulu, bunu daha çok ergenlikten yetişkinliğe geçtiğin vakit kavrıyorsun, ama yine de şimdiden senin kulağına küpe olsun' dedim.

Üşümeyen Melbournelüler

Resim
Sevgili Melbourn anneleri, siz de üşüyorsunuz biliyorum. Ancak neden hala çocuklarınızı şort tişört okula yolluyorsunuz anlamıyorum, onlar da üşüyor inanın. Kızların bacakları mor mor. Hava 10 derece, dışarıda ayaz var, nedir bu ısrar? Paranız yok mont alamıyorsunuz dicem, yok değil. Bende kalın çorap ve dağcılık botları. Melbourne anneleri neyse ki bu kış sabahı parmak arası terlikten babete transfer etmiş, hala çorap yok ama, bu anaların ayağında çorap durmuyor nedense..


Okulda sharing günü

Resim
Mavilerin okulda her hafta Pazartesi ‘Sharing’i var. Evden bir şey götürüp sınıfta bunu sunuyor. Amaç topluluk önünde konuşmak, bir iki cümle de olsa evde bunun hazırlığını yapmak. Ancak olay amacından biraz şaşmış durumda. Nitekim çocuklar okula elma, armut ne bileyim hafta sonu yaptıkları resmi filan götürüp sunmuyor. Daha çok oyuncaklarını götürmeyi tercih ediyorlar. Haliyle, herkes en son alınan janjanlı oyuncağını anlatıyor diğerlerine. Çocuğa TV izletmiyoruz, reklamlarıcanlı yayın sınıfta izliyor mübarek! Geçen geldi, Beyblade istiyorum diye tutturdu. Çıktık bakmaya. Oraya bak buraya bak, neticede çıka çıka aptal bi topaç çıktı. Dükkandakiler dedi ki çok az kaldı, gelir gelmez hemen bitiyor, bu aralar çok popüler. Bildiğin topaç lan! Ama topaç deyip geçmemek lazım, tanesi 10 dolar! Nasıl bir pazarlamaysa artık. Bu tabi sırf topaç kısmı. Bi de bunun döndürme mekanizması var, içinde döndürmek için plastik kutusu var, hepsi ayrı. Sadece topacı alırım, nasıl döndürürsen döndür dedi…

How to be an Aussie?