Kayıtlar

Şubat, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Oman Hikayesi Bölüm 1

Uzun zamandıriçimde bir gitme isteği vardı. Ç. ile ikimizin de işlerinin iyi gitmediği bir dönem, e tabi bir de o dünyayı keşfetme arzusu yok mu.. İzmir dar gelmeye başlamış, içimde bir kıpırtı, bir rahatsızlık, bir hareket, bir ayak altı kaşınması, ve durdurulamaz bir gitme isteği...
Ç. bir Pazar günü elinde Hürriyet’in IK’sıyla geldi, bak dedi, tasarımcı arıyorlar, nereye dedim, Umman’a dedi, ora nere dedim, aldım gazeteyi elinden, baktım Umman’daki bir üniversite tasarım dersi verecek birini arıyor, sonra bir de dünya haritası aldım Umman’ın yerine baktım. O zamanki iş deneyimime göre iyi de para teklif ediyorlardı. Özgeçmişimi, belirtilen kişiye yolladım gitti, Nadiralbaluşi.
Bir sıcak yaz akşamı şahane körfez manzarasına sahip İzmir’in tepelerindeki püfür püfür esen evimizin balkonunda oturmuş çay içiyordum, bi balkon kalmıştı çünkü oturacak, evde adım atacak yer yoktu. Nereye gideceğimizi bile bilmeden eşyaları kutulamaya başlamıştım. Ç. bir kaç ay önce İngiltere’den çalışma vizes…

Volunteer’lik ve Anglosakson Yabancılasması

Resim
Uzun zamandır bu ülkedeki ‘volunteer’lık meselesini düşünüyorum. Burada iş başvurusu ya da üniversite başvurusu yaparken ‘volunteer’ (gönüllü) hizmet yapıp yapmadığın, tıpkı çoğu Batı ülkesindeki gibi çok önemli. Kariyer sitelerinde genelde işler ikiye ayrılıyor, paralı işler, ve gönüllü işler; o kadar da çok var. Bu işler yaşlılara yardımdan, mahalledeki parkın çimlerinin biçilmesine, bir kamu alanının temizliğinden, müzik festivalinde yer göstericiliğe kadar geniş spektrumlu bir takım işler. Tabi ki, durumdan istifade etmeye çalışan bir ton şirketin beleşe adam çalıştırmasına olanak sağlayan bir sistemi desteklese de; köpekbalıklarını yemlemek, yaşlılara el masajı yapmak ya da  ameliyat öncesi bekleme odasındaki hastalara moral desteği olmak gibi enteresan pozisyonlar da yok değil. Tüm bu gönüllülük olayının altında yatan amaç, özünde içinde yaşadığımız topluma faydalı olmak. Buraya kadar eyvallah.
Şimdi bu işleri nasıl pazarladıklarına bir bakalım: Birilerine yardım etmenin keyfini …

Çocuk Sevgisi

Çocuk parkındayız, etraf kalabalık. Mavi en ortadaki üç boyutlu örümcek gibi örülmüş tırmanma iplerinin üzerinde cebelleşiyor. İplerin üzerinde pek çok çocuk var, üç dört yaşlarında bir kız ağlamaya başladı, inemiyor belli. Kimse koşmuyor kıza doğru. Etraf başka ebeveynlerle dolu, kimse kılını kıpırdatmıyor.
Avustralya’ya yeni gelmişiz, dedim bulaşmayayım, şimdi koşarım yardıma, indiririm kızı, annesi çıkar gelir kenardan, cırlar bir de, sen ne yaptığını sanıyorsun, o tırmanmayı öğreniyordu, ağlaya ağlaya öğrenecek der, iyilikten maraz doğar, Yasemin kızım sen en iyisi bulaşma dedim. Bekledim, bi yandan da bakıyorum tabi ne olacak diye. Kız ağlıyor, hala bi yardım yok. En sonunda başka bir baba yaklaştı kıza, ama böyle uzaktan uzağa iyi misin filan diye soruyor. Ufak kız sanki parka salınmış vahşi bir kaplan da her an adamın üzerine atlayacakmış gibi adam bi ürkek. Sonra sanırım kız beni indir dedi ki, adam kollarını bedeninden bir metre uzakta vebalı bir fareyi ipten indirir gibi kızı…