Kayıtlar

Haziran, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ankaramın Güzide Bir Köşesi - 2002

Ankara’dan, biricik Ankara’mdan, kendi şehrimden bir parça, bir köşe bulup sunacağım sizlere. Düşünüyorum. Çocukluğum geliyor gözlerimin önüne. Çocukluğumun Ankarası. Çocukluğumun sokakları, çocukluğumun Bahçelisi. - Yan evin kıpkırmızı laleler dolu tarla büyüklüğündeki bahçesi - Okul dönüşü kestirmeden gideceğiz derken, bilakis yolu daha da uzatmamıza neden olan bahçe duvarları, çitleri, gizli geçitleri - İp atlamak için üçüncü kişiyi bulamadığımızda lastiği geçirdiğimiz bahçe parmaklıkları - Sokak aralarında yanlara iki koca taş koyarak yapılan futbol kaleleri Çocukken en sevdiğim şey babama, anneme ya da dedeme kendi çocukluklarını anlattırmaktı. Bana anlattıkları şeyler öylesine masalsı, büyülü ve hoş gelirdi ki. Dayımın Hendek’te ağaç üstüne kurduğu kulübeyi, babamın Antalya Lisesi’ndeyken okulun hemen önünden akan sabahları yüzünü yıkadığı dereyi, dedem ve abisinin annelerinden dayak yeme pahasına evden kaçıp soyunup atladıkları dereyi o kadar iyi hatırlıyorum ki. Sanki kendi an…

ASK

Hala en alakasız yerlerde bile ona hitap ettiğin şarkıyı duyduğun zaman için boşalıyorsa, herşey tekrar aklına geliyorsa, luna parkta serbest düşüş yapan aletlere bindiğindeki gibi midende ve gövdende aynı boşluğu hissediyorsan ve aradan sanki hiç zaman geçmemiş, onun üzerine sanki hayatına hiç başkaları girmemiş gibi tekrar eski buhranına girebiliyorsan, kötü hissedebiliyorsan, acıyla gülümsüyorsan, ellerin kolların titremeye başlıyorsa; çok fena bir aşk yaşamışsın ve hala yaşıyorsun ve korkarım hep yaşayacaksın demektir.

istanbul 2005

İstanbulun güzelliği martıların ciyaklamasında mıdır? Sabahın erken saatlerinde beni karşılayan bir şehir. Martılar kocaman. İstanbul kocaman. Parçası olmak istemediğim koca bir kent burası. Bembeyaz tüyleriniz, ne kadar ipeksi. Martılarda erkeklik var. Kadınlık. Belki lezbiyenlik var. Çayı kendimiz mi alıyoruz vapurlarda? Evet, galiba. Anadolu’yu arkada bırakarak ilerliyor yolunca, ardımızda beyaz köpükler ve o büyük sıvının denizimsi kokusu. Sabah güneşi bedenimde, kalemimin gölgesi vuruyor yazdıklarıma. Halk, çayı ve poğaçasıyla kahvaltı ediyor. Milyonlarca kişi. Kimse buraya ait değil. Bir parazit gibi herkes. Bu kadar büyük şehirlere nasıl ait olabilir insan? Beyaz köpükler katmer katmer bulut gibi. Vapurun arkasındayım. Ayaklarımı da uzatmış keyif çatıyorum. Kimsenin umurunda değilim. Bir yabancı olduğumu bile bilmiyorlar. Kaybolmak istediğinizde gelecek biryer İstanbul. Büyük bir gemi. Koca metal yığını. Oda kadar koliler var üzerinde yüzlerce. Yanından geçiyorum. Ne güzel şey …

KURU KURU

invigilation

the most boring part of my job: invigilation invigilation makes you dizzy invigilation makes you sleepy invigilation makes you count the girsl and boys in the room and make stupid statistical evaluations like how many of them are wearing shoes, how many of them are wearing slippers, or try to choose the most beautiful girl and the most handsome boy in class invigilation makes you count the windows in the classroom, tiles on the floor, or count your steps from one side to the other side of the room it makes you question yourself and the life and your existence it is so so soooooo boring!